« Önceki | Sonraki »

Pazartesi, Ekim 2, 2006

Filistine mektup

 

               Siz sıcacık evlerinizde otururken, bir yerlerde evler basılıyor gece yarıları.

dövülüyor babalar ., sonra bilinmedik bir yere götürülüyor, ve nereye diye soramıyor aileden hiç kimse korku dolu bakışlarla haykırıyor. " babamı nereye götürüyorsunuz" diye. evin küçük oğlu.

              Siz sıcacık evinizde otururken evler yıkıyor İsrail'tankları.

                                                                  ...hayaller yıkıyor ...

             Siz sıcak evlerinizde otururken...

yapacağınız tek şey yazmak.

 

Pazartesi, Ekim 2, 2006

Bu şehri niçin sevdim?...

         "Vizontele" filminin ilkini izlemeyenimiz yoktur. Orada Altan Erkekli'nin belediye binasının balkonundan, halka seslenişinde sarfettiği müthiş bir söz vardı. "İnsan bir şehri niye sever. Gidecek başka bir yeri, başka bir çaresi yoktur da ondan sever" diye.

          Galiba benim Adıyaman'a sevgim de böyle imiş. Bu aşktan sıkılmaya başladım. Tam olarak neyinden sıkıldığımı da bilmiyorum aslında. Boşanalım diyorum bu şehre, anlaşabiliyorken boşanalım. Ben giderim evlerin sokakların sana kalsın. Çocukluğum zaten ben de... Ve nafakası yalnızlığımın bir kaç satır ile bir kaç dize...

       Haber vermeden gideceğim bir gün burdan. Habersiz gelemedim buraya herkes benden önce öğrendi Adıyaman Üniversitesine  gideceğimi. Habersiz gelemedim ama  haber vermeden gideceğim. "ceketimi alıp" evini terkeden baba gibi..

       Özledim hep önümde koşan hiçbir zaman yetişemediğim. başından beri mi ıssız yoksa; benim mi hep böyle yalnız olduğumu her gecesinden sabahına sorduğum o canım kenti.

       Antalya'yı....

       Aslında orada da sıkılırdım. Ama insanın kendi memleketinde sıkılması daha güzel. Niçin sıkıldığını asıl o zaman biliyorsun. şimdi bir bahanen var " evimden uzağım canım sıkkın"

Perşembe, Eylül 28, 2006

bedenim kaç numara büyük ruhumdan...

  Başım ellerim arasında. Ve ben hayat çölünde gençlik denen vahada yaşam molasındayım. Kaç yıl sürer bilmiyorum. Artık ne çocuk sayılıyorum, ne de büyük. Çocuk olmak için fazla büyük; olgun biri içinse fazla küçüğüm. Ortada biryerlerde ne zamam biteceğini bilmediğim bir terapi evresi geçiriyorum işte.

      Hiçbir zaman yaşıma uyamadım. hiç yaşımdan arkadaşım olmadı benim. On beşime çok alışmıştım  ve yaşıtım sandığım arkadaşlar bulmuştum. Oysa büyüyordum ben on beşimdeydim ama yaşım on dokuz olmuştu.  Sonra büyüdüm artık dedim, ve  yaşıtım dediğim abilerle arkadaş oldum. Oysa onlar benden çok büyüklerdi. Hiç yaşıtım olmadı benim. ben hep ayrı yaşadım zamandan, hiç yaşım olmadı benim. Ben bazen çocuğum, bazen de amca, bazen dedeyim, ve  bazen on dokuz yaşında bir öğrenci...

      Aynadaki yansımama soruyorum. Ben kaç yaşındayım ve bedenim kaç numara büyük ruhumdan...

     

Çarşamba, Eylül 27, 2006

Bir dakika yaşama molası

      Canımın sıkılmasını ne kadar da özlüyorum. Diyorum da bazen sade öylece dursam saatlerce hiç bir şey yapmadan. Düşünmesem. Bir an için bile olsa yaşamdan soyutlansam. İçinde bulunduğu boyutun dışına itilmiş. Başka bir boyuta göre; tuhaf bir zamandan gelen bilinmedik, beklenmedik bir yolcu gibi düşşem daha başka bir aleme...

    

Pazartesi, Eylül 18, 2006

Şimdi okullu olduk...

Bugün bütün üniversitelerde olduğu gibi adıyaman üniversitesinin de başlama günü.

kalınca yazmış olduğum kelimeler kafamı kurcalıyor.

Sistemleri dersleri farklı olan kurumlar neden aynı gün başlıyor. Neden ilköğretim muamelesi yapılıyor bu okullara.

Çarşamba, Eylül 13, 2006

Bu şehri sevdim

   Adıyaman ne de güzelmiş yalızlığıma üzülmekten görmemişim. İnsanıyla, havasıyla (ki tıpkı akdeniz iklimi) suyuyla (her ne kadar sık sık kesilse de) bambaşka bir şehir. bambaşka bir dünya.

   Kendime önce arkadaş buldum. bu şehre katlanabileceğime karar verdim.en azında yatay geçiş hakkı kazanabilene kadar. Ve sonra ev tuttuk bu şehirde kalmaya karar verdim. (En süper ev 300 lira ve 6 kişiye 50 şer liradan bedava sayılır. hele ki o büyüklükteki bir ev artı kalorifer) şimdi sıpartaya geçsem, bir dünya kira isteyecekler. Yeniden düzen kur falan ne uğraşacağım. Neymiş efem evime antalya'ya yakınmış. boşver her hafta sonu gelmeyiver kardeşim( ayrıca şehirler arası da çokj ucuz örneğin mlatya- adıyaman 8 lira)

   Arkadaşlar süper insanlar.(tıpkı çoğu adıyamanlı gibi) şimdi ıspartaya gitsem. Bu kadar iyi bir ortam bulamayabilirim.

   Bu şehri sevdim.

   Köyden geldiğimiz zamanlar (antalya - ısparta - konya sınırında bir köy.Ancak manavgata bağlı) Antalya'ya ilkokul hayatım boyunca alışamamıştım.

   Antalya'dayken Bazen geceleri kalkıp gökyüzüne bakınca, sadece sayılabilecek kadar yıldız görmenin verdiği hayal kırıklığından olsa gerek, hala Antalya'ya alışamadığımı düşünürdüm. Bu sadece geceleri olmazdı tabi ki.

   Oysa Adıyaman'a sekiz eylülde geldim ve bu kadar kısa sürede alıştım.

Sebebini "Esnafın ve diğer insanların  sanki bu şehirde yıllardır yaşıyormuşum gibi; sanki beni tanıyorlarmış gibi davranmasına, hal hatır sormasına" bağlıyorum.

   Bu şehir beni zaten seviyormuş ki...

Salı, Eylül 12, 2006

Bu süper işte...

Kral tv de vj konu açmıştır benim için
nelerinizi feda edersiniz diye. Arayanlar
söylüyor evimi, arabamı,herşeyimi...
Vatandaşın biri de çıkar :
- Ben 200 milyon veririm!!
Kadın donakalır : Nasıl yani? 
- Sen etsen etsen 50 kilo edersin,kaşarın
kilosu da 4 milyon 4x50:200 

Pazar, Eylül 10, 2006

Yalnızlık Alır Beni....

     Evimden kilometrelerce uzağa sürükledim kendimi. Şimdilerde Adıyaman'dayım. (türk dili ve edbiyatı)

Güzel bir kent.

Şehirle bir alıp veremediğim yok. O bana alışabilirse, iyi anlaşacağız.

       Ah bir de şu yalnız kalmak olmasa..

       Kredi ve yurtlar kurumunun 117. yedek öğrencisi olan canımdan çok sevdiğim "ben" koskoca yurtta yalnızım.

    Hayali arkadaşlar edineceğim mazallah.

allahtan bir kaç güvenlik görevlisi var da akşamları "naber nasılsın"a kadar muhabbet edebiliyorum.

     Pazartesi herkesler gelirlermiş.

     Okul taaaaa 18'inde başlıyor.   yani daha sekiz gün boşum.

     OFFF!....

     Herşeyden önemlisi evimni ailemi özledim yahu, utanmasam telefonu açıp salya sümük ağlayacağım.

sık sık kalabalıklara karışıyorum.....

en kısa mesafelerde otobüslere biniyor,

her gördüğüm insanı geride bıraktığım bir dostla, bir akrabayla özdeşleştiriyorum.

kimi dostum oluyor, kimi akrabam, kimisi de komşum;

ama hiçkimseyi, evet hiçkimseyi ailemle özdeşleştiremiyorum.

kimse onlara benzemiyor, en çok benzeyen bile kötü birer taklit.

     Anlıyorum ki ailenin yerine kimse geçemiyor.

     Okulun bitmesine daha dört yıl var. (ki daha başlamadı bile)

    

 

 

Pazar, Eylül 10, 2006

Aklım Nereye Gidiyor Ellerim Nereye

      Düzeni ilkokulda ense hizasında sıraya dizerek öğretiyorlardı.

Ben ise sırayı bozardım hep boyum uzundu. Geçtim arkaya düzeldi sıra. İstiklal marşını ölüm makamında söylüyordu öndekiler.

     “İstiklal!.. İstiklal!...” diye bağırdım arkadan. Beni koro başkanı yaptılar.

      “İlla ki bayrak taşıyacağım” dedim “Ciddiyetin eksik.” dediler. Borazan çalmayı öğrendim ben de. Bugün bile, danseden sadece bir kaç kişi çıksa da

 

      Borazanımı öttürüyorum bütün nefesimle.......

Pazar, Eylül 10, 2006

kimim ben?...

Kimim ben?

Sakalından bir tek kılın bile müzelere giremeyeceğine üzülen bir köse peygamber mi?

Yoksa...

Yapım aşamasında olan bir ihtiyarlık mı?

 Kimim ben?

Tek müridi yine kendim olan tarikatımın şeyhi miyim?

Bu çölde ne zaman sevmekten sözedilse...

"Şair burada yaşadığı kenti çöle benzetiyor"da

bahsedilen şair miyim?

« Önceki | Sonraki »


Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı

BilgiDenizi
Adiyamania
Bendelimiyim.com

bobkarepantolon

Çişim geldi


REKLAM






<-------Bir Çok Konular--------->