Pazartesi, August 11, 2008

Yedi Dakika

Işıklar kapalı,
Saat 00:03
ve ben ışıkları açtım sanki şimdi biraz daha karadı dışarı.
sokağın ucundaki lamba durmadan, eksik aydınlatıyor, ve bu haliyle ışıktan çok karanlık saçıyor gibi durmakta.
Işıkları açtım. Eve dışarıdan gelmiş, bir misafirlik ya da tatil dönüşü ailesi gibi, o ailenin eve girer girmez gaz kokusu duyması ve ellerinde gazete havlu süpürge benzeri salalanabilir her türlü eşyeyı sallayıp evdeki gazı dışarı kovalaması gibi, içerideki uyuşuk karanlığı pencereden dışarıya kovaladım. Radyoyu açtım. Karanlıktan arda kalan kırınılardı sanki sessizlik onları toplarmış gibi açtım radyoyu son ses...
Saat 00:06
.....
Saat 00:07
Sesi  kıstım.
Bir aşk şarkısı çalıyordu dinledim. Kendime bile söyleyemediğim aşklarım geldi aklıma, kapattım.
Herşeyi...
Işıkları...
Uzandım.
Saate baktım: 00:09
Kapattım gözlerimi.
Uyudum,
Uyandım.
Yazdım.
Sen de okudun.
Ne oldu?....
Hiç!.....

Çarşamba, August 6, 2008

Neden Böylesiniz Öğretmenler?

Hep iyi yönleri söylenen, ve toplum içinde iyi bir statüye sahip olan, sevgili öğretmenlerimizin nedense hiç, eksik tarafları konuşulmaz. Hep eğitici olmasını bekleriz öğretmenlerimizden,  ama bazen öyle olmazlar. Neden olduğunu bilmiyorum ama öğrencileri sınıflara ayırdıkları bazı kategorileri vardır öğretmenlerin." çalışkan öğrenci benim adımı iyi yapar onunla daha çok ilgi....." bence çoğu kısmının düşündüğü budur. Bir de unutmadan zayıf olanı ezen ve bundan hiç çekinmeyen öğretmenler de var. Tamam hak veriyorum tembel bir çocukla uğraşmak zordur ,insanı yorar ve zaman ister, sabır ister ama okullarda öğretimin amacı da onları eğitmek değil midir? Zaten zeki çocuklar ve ailesi sayesinde çalışan çocuklar için tek seçenek değildir orası. zaten güzel olanı da sıfırdan bir birey oluşturmanın mutluluğu değil midir?  Ve öğretmenler ailelerden hemen sonra gelen gönüllü anneler ve gönüllü babalar değil midir?
    Bir olay yaşadım onu anlatmak istiyorum. Ben eczacı bir aile dostumuz olan, Nazlı ablanın eczanesine ona yardım etmek için gittim. İçeride bir bayan ve yanında 2. sınıf öğrencisi olan bir kız çocuğu vardı içeriye bir başka bayan daha geldi ve kız çocuğuna slm verdi ve bize dönerek: "Artık öğretmenler öğrencilere slm veriyorlar, peşlerinde koşuyorlar dedi" ortamda sesizlik oldu ve onay verende olmadı.  hadi bu neyse kız çocuğuna "kaç kitap okuyorsun dedi yanındaki bayan bir kitabı 1 ayda zor bitiriyor dedi."  Belki öğretmenden yardım almak için anne tarafından  söylenmiş olan bu söze, bizim öğretimimiz için çalışan bir insandan beklenmeyecek bir tepki geldi.
    Öğretmen: "Aa!... bilmem kiminle karşılaştım falanca gün ve o bana "Hocam, haftada bir kitap değiştiriyorum artık" dedi. "Sen niye öylesin böylesin" .... demeye devam etti. Ve bunları duyunca rahatsız olan anne eczaneden çıkıp gitti. Ben de o annenin yerinde olsaydım ve çocuğum herkesin içinde bu derece rencide edilseydi bende aynısını yapardım. Yanımdaki arkadaşıma öğretmenin duyabileceği bir sesle ama onun varlığına aldırmaz şekilde duyarsa duysun bir tavırla: éÖğretmenim diye geçinen bu kadın iyi bir hoca değil demek ki" dedim. Soran gözlerle bakan arkadaşıma: " Baksana 2. Sınıf öğrencisini bu kadar rencide edebiliyorsa" dedim. Belki de çocuk şimdi okuldan nefret ediyordur. Belki bi daha sevemeyecek, çünkü ona okula sevdirecek bir öğretmeni yok. Yarın sabah okula gittiğinde belki kimbilir daha nice kusurları sınıfın ortasına dökülecek Öğretmen tarafından.
    Sevgili öğretmenler okulu eziyete çevirmeyin. Sizden çok şey istemiyoruz. Bizim de birer birey olduğumuzu bizim de insan olduğumuzu duygularımızın olduğunu unutmayın yeter.
Eğer bu konu hakında paylaşmak istediğiniz veya görmekten rahatsız olduğunuz buna benzer konular varsa paylaşın. Bizleri ve bizden sonrakileri eğitmek adına, ve kendi çocuklarımıza yapılmasın diye biz şimdiden başlayalım ne dersiniz? Cevabınız evetse yorumlarınızı bekliyoruz.

Özlem

Çarşamba, Ocak 24, 2007

Asla gitmeyeceğim şehirler listesi

             Bir gün okulumu bitirip para kazanmaya başlarsam. Gezmeyeceğim. Yolculuk kelimesinin içeren cümlelerden kaçınacağım. Yolculuk yapmak zorunda kalırsam, asla karayolunu kullanmayacağım. ancak şimdi Adıyaman'dan Antalya'ya tek seçenek "otobüs". Ve asıl amacın olan şehirden çok yolun üzerinde bulunan şehirleri bir uçtan diğerine geziyorsun.  Olmadık insanlara rastlıyorsun. Bu yüzden asla gitmeyeceğin yerler listesi oluşturuyorsun. toprağına ayağını basmadan, nefret edebiliyorsun bazı şehirlerden.

             Asla gitmeyeceğim şehirler listesi: (eksilme olacağını sanmıyorum ama mutlaka eklemeler olacaktır.)

             - Adana

             - Mersin

             - Adıyaman

             - Konya

            

Ne zaman bir şehir hakkında kötü bir şey yazsam googleden şehriyle ilgili kırıntılar arayan gurbetçiler şehri savunmaya başlıyorlar.

Perşembe, Ocak 4, 2007

Bayramı evde geçirmek

    Bayram kutlama adı altında  "sana her gün bayram" ya da sadece kurban bayramlarına özel "seni kesmediler dimi" ya da  kimileri daha da abartıp "Bayram mesajı yazmayınca, seni  kestiler zannettim."  şeklinde sataşmalara maruz kaldığım, bazı sıkıcı saatlerde birilerini maruz bıraktığım bir bayram daha ayaklarını sürüye sürüye geçti gitti.

    Evimden bin kilometre uzakta yalnız bir kovboyum atsız, silahsız ve kısmen yalnız. İlk kez Antalya dışında bir bayram geçiriyorum. Bayramı evinde geçirmekten şikayet edenlere imrene imrene. Benim keşke dediğime biri eyvah diyor ne sinir kadar bozucu...

    Bayramdan hemen sonra finaller var aklıma geldikçe mideme kramplar giriyor. Ama sınavdan kotktuğum için değil sinirden. Onlar yüzünden Canım Antalya'ya gidemedim. Hocalara okula gıcığım bu yüzden. hele sınavlara. gitmedim ders çalışırım diye; ama yeterince çalışamadım, mahzun mahzun oturdum bayram boyunca. oturdum ve ailemi düşündüm düşündükçe özledim özledikçe düşündüm özlemi.

Pazar, Kasım 5, 2006

Şiirbazın gitarı elinde:-)

 Oda arkadaşımın gazına gelerek gitar kursuna başladım. Siyah olan benim, henüz mantıklı bir ses çıkaramadığım, gitarım.

bildiğiniz gibi uzun zamandır yazı yazmıyordum, bunda tembelliğimden başka bir sebep olmadığını itiraf etmeliyim. Tembelim işte.... N'apim.

Bu gitar öğrenme işi ne yorucu bir işmiş. Parmaklarım şişti valla elimi alıştıracağım diye. En kötüsü de aptal aptal sesler çıkarmaya uğraşıyorum.

Ama bir gün mantıklı birşeyler çıkartırsam burada yayınlarım. tabi 15 mb'de ne yayınlanabilirse artık.

 

 

Salı, Ekim 17, 2006

Yolculuk...

     Yolculuğu hiç sevmem. Sevmediğim şeyler arasında asla ayrım yapmam hefsine nefretim eşit.ama en sevmediğim şey diye başlayan bir cümle kurarasam bir gün " kesinlikle yolculuk"  diye bitecektir bu cümle .

     Çocukken de sevmezdim yolculuğu, en az şimdiki kadar. Bilirdim nereye gidersem gideyim bana geldiğim yer sorulacaktı. ve sonra bulunduğum yer ile kaldığım yer arasındaki karşılaştırmalarım sorulacaktı. ve Ben nezaket olsun diye burası daha güzel diyecektim.Aslında mecburdum buna nezaket bir sonrası. Geldiğim yer iyi desem nesi iyi. İyi olan özelliği söylesem  benim kadar güzel bulmayabilir. sevmem bilirim çünkü; bir insanı bir eşyayı bir şehri asla sevdiremeyeceğimi  bir başka insana , hem de sadece anlatarak.

      Yolculuğu sevmem. bu yüzden kime neye kızsam sürgüne yollarım hayal ülkemden. Yola çıkarırım onları. Uzun uzun düşünürüm.

      Yolculuğun en tuhaf yanı da, dünyanın neresine giderseniz gidin, bir gün memleketinize geri dönmek zorundasınız. ya da vardığınız yere aslında dönüyorsunuz da farkında değilsiniz. Her gün tüm şehri dolaşıp her akşam yine aynı sokağa dönersiniz mesela.

      Yolculuğu sevmem ama yollara bayılırım. Çünkü bir ritmi vardır yolların. banketlerdeki jelatinler vurur baterist gibi,

      ve yol çizgileri ana enstrüman. bazen kesikli bazen tam.

      levhalar ....

      meraklı gözlerle yol kenarlarında ritim tutan hayatlar.

      ve de sen de katılmış olursun otobüsünle bu tuhaf müziğe...

     

Pazartesi, Eylül 18, 2006

Şimdi okullu olduk...

Bugün bütün üniversitelerde olduğu gibi adıyaman üniversitesinin de başlama günü.

kalınca yazmış olduğum kelimeler kafamı kurcalıyor.

Sistemleri dersleri farklı olan kurumlar neden aynı gün başlıyor. Neden ilköğretim muamelesi yapılıyor bu okullara.

Pazar, Eylül 10, 2006

Yalnızlık Alır Beni....

     Evimden kilometrelerce uzağa sürükledim kendimi. Şimdilerde Adıyaman'dayım. (türk dili ve edbiyatı)

Güzel bir kent.

Şehirle bir alıp veremediğim yok. O bana alışabilirse, iyi anlaşacağız.

       Ah bir de şu yalnız kalmak olmasa..

       Kredi ve yurtlar kurumunun 117. yedek öğrencisi olan canımdan çok sevdiğim "ben" koskoca yurtta yalnızım.

    Hayali arkadaşlar edineceğim mazallah.

allahtan bir kaç güvenlik görevlisi var da akşamları "naber nasılsın"a kadar muhabbet edebiliyorum.

     Pazartesi herkesler gelirlermiş.

     Okul taaaaa 18'inde başlıyor.   yani daha sekiz gün boşum.

     OFFF!....

     Herşeyden önemlisi evimni ailemi özledim yahu, utanmasam telefonu açıp salya sümük ağlayacağım.

sık sık kalabalıklara karışıyorum.....

en kısa mesafelerde otobüslere biniyor,

her gördüğüm insanı geride bıraktığım bir dostla, bir akrabayla özdeşleştiriyorum.

kimi dostum oluyor, kimi akrabam, kimisi de komşum;

ama hiçkimseyi, evet hiçkimseyi ailemle özdeşleştiremiyorum.

kimse onlara benzemiyor, en çok benzeyen bile kötü birer taklit.

     Anlıyorum ki ailenin yerine kimse geçemiyor.

     Okulun bitmesine daha dört yıl var. (ki daha başlamadı bile)

    

 

 


<-------Bir Çok Konular--------->