Salı, Ekim 3, 2006

Bir şehri sevmek

     Canım sıkılıyor.

     Antalya'yken sık sık atardım kendimi, en yakın deniz kenarına. Beni üzen her şeyi, her şey'e olan küskünlüğümü ayağına taş bağlayıp, falezlerden aşağıya, denize bırakırdım.

     Peki şimdi denizi bile olmayan bu kentte ne yapacağım ben.Nasıl kurtulacağım. Sevimsiz duydularımdan. Hangi dalgaya bağışlayacağım gözyaşlarımı...

     Canım çok sıkılıyor. Hatta canımın sıkılmasına bile canım sıkılıyor. Özledim işte özlediğim şeyden başka ne varsa canımı sıkıyor.

     Sahi ne kadar oldu bir martıyla selamlaşmayalı....

     Canım sıkılıyor. Çünkü deniz sayamıyor insan başka hiçbir maviliği, hele ki Akdeniz'i gördükten sonra...

ancak şair olmak lazım, bunu yapabilmek için.

     Adıyaman güzel bir şehir aslında. Kargaşadan uzak hiçbir nazı olmayan hanım hanımcık güzel bir kız gibi. Büyük şehirlerin olanca süsüne rağmen, makyajsız süssüz, ama güzel...

     Adıyaman sevilebilecek bir şehir ama bunun için şair olmak lazım.

 

Pazartesi, Ekim 2, 2006

Bu şehri niçin sevdim?...

         "Vizontele" filminin ilkini izlemeyenimiz yoktur. Orada Altan Erkekli'nin belediye binasının balkonundan, halka seslenişinde sarfettiği müthiş bir söz vardı. "İnsan bir şehri niye sever. Gidecek başka bir yeri, başka bir çaresi yoktur da ondan sever" diye.

          Galiba benim Adıyaman'a sevgim de böyle imiş. Bu aşktan sıkılmaya başladım. Tam olarak neyinden sıkıldığımı da bilmiyorum aslında. Boşanalım diyorum bu şehre, anlaşabiliyorken boşanalım. Ben giderim evlerin sokakların sana kalsın. Çocukluğum zaten ben de... Ve nafakası yalnızlığımın bir kaç satır ile bir kaç dize...

       Haber vermeden gideceğim bir gün burdan. Habersiz gelemedim buraya herkes benden önce öğrendi Adıyaman Üniversitesine  gideceğimi. Habersiz gelemedim ama  haber vermeden gideceğim. "ceketimi alıp" evini terkeden baba gibi..

       Özledim hep önümde koşan hiçbir zaman yetişemediğim. başından beri mi ıssız yoksa; benim mi hep böyle yalnız olduğumu her gecesinden sabahına sorduğum o canım kenti.

       Antalya'yı....

       Aslında orada da sıkılırdım. Ama insanın kendi memleketinde sıkılması daha güzel. Niçin sıkıldığını asıl o zaman biliyorsun. şimdi bir bahanen var " evimden uzağım canım sıkkın"

Çarşamba, Eylül 13, 2006

Bu şehri sevdim

   Adıyaman ne de güzelmiş yalızlığıma üzülmekten görmemişim. İnsanıyla, havasıyla (ki tıpkı akdeniz iklimi) suyuyla (her ne kadar sık sık kesilse de) bambaşka bir şehir. bambaşka bir dünya.

   Kendime önce arkadaş buldum. bu şehre katlanabileceğime karar verdim.en azında yatay geçiş hakkı kazanabilene kadar. Ve sonra ev tuttuk bu şehirde kalmaya karar verdim. (En süper ev 300 lira ve 6 kişiye 50 şer liradan bedava sayılır. hele ki o büyüklükteki bir ev artı kalorifer) şimdi sıpartaya geçsem, bir dünya kira isteyecekler. Yeniden düzen kur falan ne uğraşacağım. Neymiş efem evime antalya'ya yakınmış. boşver her hafta sonu gelmeyiver kardeşim( ayrıca şehirler arası da çokj ucuz örneğin mlatya- adıyaman 8 lira)

   Arkadaşlar süper insanlar.(tıpkı çoğu adıyamanlı gibi) şimdi ıspartaya gitsem. Bu kadar iyi bir ortam bulamayabilirim.

   Bu şehri sevdim.

   Köyden geldiğimiz zamanlar (antalya - ısparta - konya sınırında bir köy.Ancak manavgata bağlı) Antalya'ya ilkokul hayatım boyunca alışamamıştım.

   Antalya'dayken Bazen geceleri kalkıp gökyüzüne bakınca, sadece sayılabilecek kadar yıldız görmenin verdiği hayal kırıklığından olsa gerek, hala Antalya'ya alışamadığımı düşünürdüm. Bu sadece geceleri olmazdı tabi ki.

   Oysa Adıyaman'a sekiz eylülde geldim ve bu kadar kısa sürede alıştım.

Sebebini "Esnafın ve diğer insanların  sanki bu şehirde yıllardır yaşıyormuşum gibi; sanki beni tanıyorlarmış gibi davranmasına, hal hatır sormasına" bağlıyorum.

   Bu şehir beni zaten seviyormuş ki...


<-------Bir Çok Konular--------->