« Önceki |

Cumartesi, August 23, 2008

Hürriyet Hakkımızdır

Hürriyet hakkımızdır. Son günlerde televizyonlarda sıkça rastlamışsınızdır. Bu sloganla biten reklamlara. En sonuncusu "kimse zorla evlendirilemez" idi. Hürriyet insan haklarını konu alan reklamlar yapıyor ama gel gör ki; hürriyet bu konuda kayda değer hiçbir somut adımı atmış değil. Bu konuda hürriyet gazetesinin bir adım atacağını da sanmıyorum.


Reklamlarda bahsedilen gazete ile bayilerdeki gazetenin uzaktan yakindan hiçbir alakası yok. Tarih veremeyeceğim ama hürriyetin ne mal olduğunu bana en feci şekilde kanıtlayan o haber geliyor aklıma. Tecavüze uğramış, ve vahşice katledilmiş, bir genç kız haberi verilmişti. Kizin üstü tamamen parçalanmış. Vücudunun çeşitli yerleri jilet ya da ona benzer kesici aletlerle delik deşik edilmişti. Bu kadar ayrıntılı biliyorum çünkü kızın bacak arasından bir fotoğraf çekmişler ve kızın her yeri görülüyor sadece malum yerine bir küçük bir çizgi konulmuş o da insan vücuduyla karşılaştırınca işaret parmağınız vücudunuzun ne kadarını gizlerse işte o kadar kısmı gizlenmişti. Kız resmen çırılçıplaktı her yeri kesik içinde ve yarım sayfa bu resim vardı. Sizce bunu yayınlamak insanlığa sığar mi? Kızın yüzünün bile yayınlanmaması gerekirken neredeyse çırılçıplak bir resmini yayınlamak insan haklarını ne kadar önemsediklerini kanıtlamıyor mu? Bir insanın naaşına bile hürmet gösteremeyenler sağ bir insana nasıl hürmet gösterecekler.

         Hürriyetin sitesine bir bakın haberlerinin yarısı magazin haberidir. Buna bir şey demiyorum elbette o da gerekli tabi ama haberlerin ele alınış biçimine bir bakın resimlere bir bakın. Kadın vücudunun cinsel bir objeye dönüştürülmüş olduğunu göreceksiniz. Hürriyet gazetesini bunlar için suçlamıyorum elbette bu tarz yayın yapabilir. Ama tutup kendini insan hakları savunucusu gibi göstermesi ağrıma gidiyor. ülkemin insanlarını salak yerine koymaları ağrıma gidiyor. Bizim insanımızın onlara dersini vereceği konusunda ümitliyim.

"Hürriyet'siz bir "hürriyet" hakkımızdır."

Pazartesi, August 11, 2008

Yedi Dakika

Işıklar kapalı,
Saat 00:03
ve ben ışıkları açtım sanki şimdi biraz daha karadı dışarı.
sokağın ucundaki lamba durmadan, eksik aydınlatıyor, ve bu haliyle ışıktan çok karanlık saçıyor gibi durmakta.
Işıkları açtım. Eve dışarıdan gelmiş, bir misafirlik ya da tatil dönüşü ailesi gibi, o ailenin eve girer girmez gaz kokusu duyması ve ellerinde gazete havlu süpürge benzeri salalanabilir her türlü eşyeyı sallayıp evdeki gazı dışarı kovalaması gibi, içerideki uyuşuk karanlığı pencereden dışarıya kovaladım. Radyoyu açtım. Karanlıktan arda kalan kırınılardı sanki sessizlik onları toplarmış gibi açtım radyoyu son ses...
Saat 00:06
.....
Saat 00:07
Sesi  kıstım.
Bir aşk şarkısı çalıyordu dinledim. Kendime bile söyleyemediğim aşklarım geldi aklıma, kapattım.
Herşeyi...
Işıkları...
Uzandım.
Saate baktım: 00:09
Kapattım gözlerimi.
Uyudum,
Uyandım.
Yazdım.
Sen de okudun.
Ne oldu?....
Hiç!.....

Çarşamba, August 6, 2008

Neden Böylesiniz Öğretmenler?

Hep iyi yönleri söylenen, ve toplum içinde iyi bir statüye sahip olan, sevgili öğretmenlerimizin nedense hiç, eksik tarafları konuşulmaz. Hep eğitici olmasını bekleriz öğretmenlerimizden,  ama bazen öyle olmazlar. Neden olduğunu bilmiyorum ama öğrencileri sınıflara ayırdıkları bazı kategorileri vardır öğretmenlerin." çalışkan öğrenci benim adımı iyi yapar onunla daha çok ilgi....." bence çoğu kısmının düşündüğü budur. Bir de unutmadan zayıf olanı ezen ve bundan hiç çekinmeyen öğretmenler de var. Tamam hak veriyorum tembel bir çocukla uğraşmak zordur ,insanı yorar ve zaman ister, sabır ister ama okullarda öğretimin amacı da onları eğitmek değil midir? Zaten zeki çocuklar ve ailesi sayesinde çalışan çocuklar için tek seçenek değildir orası. zaten güzel olanı da sıfırdan bir birey oluşturmanın mutluluğu değil midir?  Ve öğretmenler ailelerden hemen sonra gelen gönüllü anneler ve gönüllü babalar değil midir?
    Bir olay yaşadım onu anlatmak istiyorum. Ben eczacı bir aile dostumuz olan, Nazlı ablanın eczanesine ona yardım etmek için gittim. İçeride bir bayan ve yanında 2. sınıf öğrencisi olan bir kız çocuğu vardı içeriye bir başka bayan daha geldi ve kız çocuğuna slm verdi ve bize dönerek: "Artık öğretmenler öğrencilere slm veriyorlar, peşlerinde koşuyorlar dedi" ortamda sesizlik oldu ve onay verende olmadı.  hadi bu neyse kız çocuğuna "kaç kitap okuyorsun dedi yanındaki bayan bir kitabı 1 ayda zor bitiriyor dedi."  Belki öğretmenden yardım almak için anne tarafından  söylenmiş olan bu söze, bizim öğretimimiz için çalışan bir insandan beklenmeyecek bir tepki geldi.
    Öğretmen: "Aa!... bilmem kiminle karşılaştım falanca gün ve o bana "Hocam, haftada bir kitap değiştiriyorum artık" dedi. "Sen niye öylesin böylesin" .... demeye devam etti. Ve bunları duyunca rahatsız olan anne eczaneden çıkıp gitti. Ben de o annenin yerinde olsaydım ve çocuğum herkesin içinde bu derece rencide edilseydi bende aynısını yapardım. Yanımdaki arkadaşıma öğretmenin duyabileceği bir sesle ama onun varlığına aldırmaz şekilde duyarsa duysun bir tavırla: éÖğretmenim diye geçinen bu kadın iyi bir hoca değil demek ki" dedim. Soran gözlerle bakan arkadaşıma: " Baksana 2. Sınıf öğrencisini bu kadar rencide edebiliyorsa" dedim. Belki de çocuk şimdi okuldan nefret ediyordur. Belki bi daha sevemeyecek, çünkü ona okula sevdirecek bir öğretmeni yok. Yarın sabah okula gittiğinde belki kimbilir daha nice kusurları sınıfın ortasına dökülecek Öğretmen tarafından.
    Sevgili öğretmenler okulu eziyete çevirmeyin. Sizden çok şey istemiyoruz. Bizim de birer birey olduğumuzu bizim de insan olduğumuzu duygularımızın olduğunu unutmayın yeter.
Eğer bu konu hakında paylaşmak istediğiniz veya görmekten rahatsız olduğunuz buna benzer konular varsa paylaşın. Bizleri ve bizden sonrakileri eğitmek adına, ve kendi çocuklarımıza yapılmasın diye biz şimdiden başlayalım ne dersiniz? Cevabınız evetse yorumlarınızı bekliyoruz.

Özlem

Pazar, August 26, 2007

Düş İşleri Bakanlığı

Sevgili arkadaşlar kendime ait bir web sitem var artık. Webde artık bu adreste ikamet ediyor olacağım. Yine bloglamaya başladığım yer olan blogcuyu ihmal etmeyeceğim merak etmeyin

 

Pazartesi, Nisan 9, 2007

Ben deli miyim?

Eczacı arkadaşımın dükkanından ayrılırken ona hayırlı işler dilediğimde içimde tuhaf bir his oluyor sanki diğer insanlara beddua ediyormuşum gibi, kendimi kötü hissediyuorum.

ben deli miyim?

değilsem neyim?

Perşembe, Şubat 22, 2007

Google'nin ilk halini gördünüz mü?

Nerden nereye diyeceksiniz bir grup öğrencinin okul projesi şimdi dünyanın en değerli şirketlerinden biri google'nin eski kaba halini buraya tıklayarak görebilirsiniz.

 

Cumartesi, Şubat 17, 2007

Blogcu'ya Tenkit

                 Blogcu'da sayfaların en altında şu yazıya rastlarız

                  "....Açık Kaynak Felsefesini Destekler" peki ama nasıl

                 Açık kaynak felsefesini destekliyoruz. yazmakla açık kaynak felsefesi desteklenmez. ( Blogcu'nun bu konuda nerelere destek verdiğini bilmiyorum. duymadım. söylemediler. ) Eğer bu sözünüzde cidddi iseniz önce blogların şablonlarını dağıtıma açın isteyen herkes, size bağlı olmaksızın kendi sitelerinde de, sizin şablonlarını -dilerlerse- geliştirip kullansın. "Açık Kaynak" felsefesi payleşmak geliştirmek sonra tekrar paylaşmak değil midir?

                 Blogcu'nun bu konuda nerelere destek verdiğini bilmiyorum. duymadım. söylemediler.

                 

                 Not: Açık Kaynak felsefesini destekliyorum.

haydi!... Haydi!.... hop!...hop!... Oleyy!...Oleyy!.... Haydi Açık Kaynak Felsefesi Kim Tutar Seni. (manevi destek)

Cuma, Şubat 9, 2007

Ben deli miyim?

     Bundan aylar aylar evvel bir yazı yazmıştım. bendelimiyim? diye. o zamanlar kendime ait bir web sayfası açmak istiyordum ancak gerek düzenlemeler gerek tasarım gerekse bunu nasıl yapacağıma dair bilgi eksikliği nedeniyle yapamadım.

     Ve şimdi, yani bu yazıyı yazmadan hemen önce alan adımı (www.bendelimiyim.com) satın aldım umarım kısa süre içinde aktif olur

Çarşamba, Ocak 24, 2007

Asla gitmeyeceğim şehirler listesi

             Bir gün okulumu bitirip para kazanmaya başlarsam. Gezmeyeceğim. Yolculuk kelimesinin içeren cümlelerden kaçınacağım. Yolculuk yapmak zorunda kalırsam, asla karayolunu kullanmayacağım. ancak şimdi Adıyaman'dan Antalya'ya tek seçenek "otobüs". Ve asıl amacın olan şehirden çok yolun üzerinde bulunan şehirleri bir uçtan diğerine geziyorsun.  Olmadık insanlara rastlıyorsun. Bu yüzden asla gitmeyeceğin yerler listesi oluşturuyorsun. toprağına ayağını basmadan, nefret edebiliyorsun bazı şehirlerden.

             Asla gitmeyeceğim şehirler listesi: (eksilme olacağını sanmıyorum ama mutlaka eklemeler olacaktır.)

             - Adana

             - Mersin

             - Adıyaman

             - Konya

            

Ne zaman bir şehir hakkında kötü bir şey yazsam googleden şehriyle ilgili kırıntılar arayan gurbetçiler şehri savunmaya başlıyorlar.

Perşembe, Ocak 4, 2007

Bayramı evde geçirmek

    Bayram kutlama adı altında  "sana her gün bayram" ya da sadece kurban bayramlarına özel "seni kesmediler dimi" ya da  kimileri daha da abartıp "Bayram mesajı yazmayınca, seni  kestiler zannettim."  şeklinde sataşmalara maruz kaldığım, bazı sıkıcı saatlerde birilerini maruz bıraktığım bir bayram daha ayaklarını sürüye sürüye geçti gitti.

    Evimden bin kilometre uzakta yalnız bir kovboyum atsız, silahsız ve kısmen yalnız. İlk kez Antalya dışında bir bayram geçiriyorum. Bayramı evinde geçirmekten şikayet edenlere imrene imrene. Benim keşke dediğime biri eyvah diyor ne sinir kadar bozucu...

    Bayramdan hemen sonra finaller var aklıma geldikçe mideme kramplar giriyor. Ama sınavdan kotktuğum için değil sinirden. Onlar yüzünden Canım Antalya'ya gidemedim. Hocalara okula gıcığım bu yüzden. hele sınavlara. gitmedim ders çalışırım diye; ama yeterince çalışamadım, mahzun mahzun oturdum bayram boyunca. oturdum ve ailemi düşündüm düşündükçe özledim özledikçe düşündüm özlemi.

« Önceki |


<-------Bir Çok Konular--------->